Sinema sanatı neye hizmet etmeli.
Bence sanat özelliklede sinema sanatı insanın kendi özüne ulaşabildiği bir iç çatışma yolculuğu gibi olmalı. Hayatının herhangi bir evresinde yaşadığın ve bütün bir ömür yaşamına yön veren olayların gerçek sebeplerini arayıp gün yüzüne çıkarmasına yardımcı rolünü yerine getirebilmeli.
Bu duruma nasıl gelindi
Bu alamlı sorunun cevabını bulmak için herşeyden önce sorun un sebeplerini tespit etmek gerek sanırım. İnsanın kendi içinde karmaşık bir dünya ya sahip olduğu ve bu gerçeğin giderek derinleştiği günümüz dünyasın da teknoloji yaşamımızı kontrol eder hale gelmiş.
İletişim araçları günlük hayatlarımızın neredeyse tamamını işkal eder durumda ve vazgeçilmezi olmuş yaşadığımız çağın.
Bu durum insanoğlunun işlerini kolaylaştırıyor gibi görünse de herkesin birbirinden uzaklaşmasının tek sebebi. Bu korkunç durum beyinlere bir virüs gibi yerleşmiş bütün duyguları ve düşüncelerin içini sessiz sedasıs boşaltarak bir birin e karıştırıyor. Eleştiremeyen sorgulayamayan bir düşünce önününe her konulanı kabul eder. Bu yüzden sinema yönetmeninin senaristinin oyuncuların ve film izleyicisinin kendini çok iyi tanıması gerçek ile kurguyu birbirinden ayırt edebilmesi gerekiyor. Sinema duygu ve düşüncelerin çatışmasını en küçük detayı bile gözden kaçırmadan izleyicisinin beğenisine sunabilirse işte o zaman insan kendi hayatından kesitler bulabilir. İpin ucunu yakaladığın da ise kendi içine yapacağı yolculuk başlar. Bu yolculuk ta dönülen her viraj altına yerleşmiş ve hayatı olumsuz etkileyen yanlış inanışları yok eder.
Yerel değil evrensel anlatım Sinemanın icadından günümüze kadar hep yerel öyküler anlatıldı. Bu tür bir anlatım biçimi sadece olayların yaşandığı coğrafyaların kültürünü yansıttı bu yüzden de yöresel kalmanın ötesine geçemedi. Oysa sinema bir bütün insanlığı anlatabilmeli yani olabildiğince evrenselleşmesi gerekir. Bu söylediklerimi yapabilmesi içinde anlatım merkezine insanı koymlı zira insan kendi için de keşfi çok zor bir gizem ve sonsuzluğa sahip. Örneğin günümüz iletişim dünyasın da her coğrafyada kolaylıkla karşılaşabileceğimiz meslekler var. Eğitim kurumları sosyal hayat bir noktada insanları kendi etrafın da toplayabiliyor bu da evrensel sorunlara evrensel cevaplar bulunmasını ve ortak bir sinema dili yakalanması için sanatın ve sanatçının işini kolaylaştırıyor. İnsan her yerde insan bu sonsuz hazinenin ortak noktalarını yakalayarak sınırların olmadığı bir anlatım biçimi ön görülebilir. Tamamıyla iç dünyada başlayıp orada biten olaylar silsilesi sinema da evrevsel ölçütler kazanabilir ancak. Sinematografinin büyülü etkisi Sonuç olarak insanı anlatan bir sinema yapabilmek için sanatın büyüsünü insanın duygu ve düşüncelerinin bütün sırlarını çözebilmeli sinema üreticisi. Ve sinemanın da bu düşünceyi gerçekleştirebilecek gücü ve kudreti olduğuna inanmalı. Çünkü sinema insanın için de insan da sinemanın içinde sürekli bir iç çatışma halinde kendini var etmeye devam edecektir tıpkı yaşam gibi.
SON